“…Dışarıyı temsil eden beden ve içeriyi yansıtan yüz arasındaki bu gerilimli ilişkiyi işaret eden ve öznelerin hikaye anlatıcı rolünü üstlenişi, Meryem’in Bedia Muvahhit, Safiye Ayla ve Semiha Berksoy’u tema olarak ele aldığı triptikte kendini açıkça belli eder. Her üçü de erken Cumhuriyet döneminin Batılılaşmacı kültür politikası içerisinde, ideal Türk kadını imajını icra ettikleri sanat dallarıyla inşa eden ve bu nedenle hayattayken rol modeline dönüşmüş öznelerdir. Her üçünün de kişisel biyografilerini inkılap tarihiyle özdeşleştirmeleri, hikayenin dışarıdan içeriye, bilinenden özele doğru evrilmesine olanak verir; üç kadının etten kemikten bedenleri, gücün heykelleşmiş ifadesine bürünür. Nitekim bu dönüşüm, Meryem’in tüm resimlerindeki düşünsel arka planı belirleyen, figürlerin ana strüktürlerini veya biçimsel arketiplerini fonda gizlice ve sessizce yer alarak oluşturan Kibele’yi karşımıza çıkarır. Bir imleyen imge olarak Kibele, Cumhuriyet kızlarını yakın tarihin tanrıçalarına dönüştürür. Dahası, hikayeyi doğuran ana tanrıça kimi zaman aşikar kimi zaman da örtülü biçimlerde, izleyiciyi Meryem’in yaşam öyküsü ile buluşturur.”
Sinan Niyazioğlu