“1976 Haziranında İstanbul’a gelen Meryem kuzeni Doktor Gani Bahadır’ın yardımlarıyla, Pangaltı Saksı Sokak’taki Madam Hera Saleriyan’ın evinde kalmaya başlar. Aynı yılın Ağustos ayında girdiği sınavda, yazdığı tüm bölümleri kazanarak Resim Bölümüne kaydını yaptırır. 1982 yılına kadar süren akademi yıllarının ilk dönemi sağ-sol çatışmasının alevlendiği, derslerin sıklıkla iptal edildiği ve bir kaç kişinin yan yana düştüğünde jandarma sorgusuyla karşı karşıya geldiği zamanlardır. Eğitim süreci boyunca Sabri Berker, Adnan Çoker, Şükrü Aysan, Mustafa Ata gibi çok değerli isimlerden dersler alır. Meryem, sanatına rehber olan ve duruşunu biçimlendiren bu isimler için yıllar sonra şunları söyler: “Sabri Berkel’in sanatla kurduğum ilişkide bana verdiği iki temel şey var…Birincisi yeteneğime inanmam; diğer ise aşırı coşkulu, duygusal karakterimi disiplin altına almam gerekliliğidir. […] Adnan Çoker ise bana sanatçılığın bir mücadele olduğunu öğretti. Şükrü Aysan disipline olan gereksinim ve yeteneğime güven duymamda etken olan hocamdır. Mustafa Ata ise duygusal coşkunun değerine ilişkin bana örnek oldu. Eleştirmen olarak Sezer Tansuğ ise bütün bunların toplamının bir ruhsal üst yapı olarak, biçime bindirilişinde yolumun aydınlanması için tanımlayıcı rehber oldu.”
Akademi’de Uygarlık Tarihi derslerini aldığı Hilmi Yavuz ise Meryem’in, sanatsal üretimin, toplumsal ilişkiler üzerindeki dönüştürücü gücünü, bu çerçevede sanatçı olmanın rolünü ve bedelini zihninde netleştirmesinde önemli rol oynadı.
Mezuniyet projesi konusu olarak “Akademi” temasını seçen Meryem, zihninde haftalar boyunca canlandırıp, eskizlerle tanımlamaya çalıştığı kompozisyonunu bir gece yarısı, tılsımlı bir coşkunun etkisiyle sabaha kadar hiç mola vermeden ortaya çıkarır.
Sinan Niyazioğlu