Üç Hikaye, Üç Resim
1999 yılında asamblaj olarak gerçekleştirdiğim üçlemenin her parçası, kendine özelleşen bir öyküye dayanır. Öykülerin bağlamı, Evliya Çelebi’nin “Seyahatnamesi”nde bazen görmediği yerleri, yaşamadığı zamanları da kaleme almasındaki hoşluğa temellenir. Rivayet ve hikaye, sanatı besleyen zengin hayal bahçesidir…
Sol parça, çeşitli nedenlerle göçenlerin, gittikleri yerlerde karşılaştıkları zorlukları azaltmak niyetiyle, Çelebi’nin kaleme aldığını hayal ettiğim bir “Göstergeler Rehberi”dir.
Orta parça, Şeker Ahmet Paşa’nın “Ormanda Karaca” tablosunun bir müzayedede satın alınıp, New York’ta koleksiyonerin evinin duvarına asılmasıyla hikaye olur. Karaca bu yeni yuvada yalnızlık çeker, içi sıkılır. Ve bir gün resimden çıkarak, kendini New York caddelerine atar. Dehşet içinde dolaşırken, Evliya Çelebi ile karşılaşır. Şaşkınlıkla, hal hatır sorarlar. Çelebi, New York’la ilgili “Göstergeler Rehberi”nin ön çalışmalarından bir nüsha Karaca’ya verir ve bir karaca olarak, dikkat etmesi gereken göstergeleri anlatır. Sonra vedalaşırlar. Çelebi “İstanbul’daki Gariplikler” üzerine bir araştırma yapmak için, İstanbul’a dönecektir.
Sağ parça, Çelebi’nin “İstanbul’daki Gariplikler” başlıklı yazısında değindiğini hayal ettiğim bir tuhaflığa dayanır. Çelebi’nin gördüğü tuhaflık sokak aralarında, kuytularda, duvar dipleri ve dikilitaş ayaklarında, çakılıp kalmış gölgelerdir. Eşraftan birine bu acayiplerin ne olduğunu sorar. “Bunlar İstanbul’da kaybolan kızların, kayboldukları noktayı terk etmeyen gölgeleridir.” Bu yanıt üzerine Çelebi, İstanbul’da kaybolan bu çocuklar için, gölgeleri güzergah taşı olarak alan bir yönelim rehberi hazırlar. Çelebi’nin bu rehber çalışması, kız çocuklarını gölgeleriyle buluşturarak, “kaybolmuşluk”tan kurtarma umudu taşımaktadır.
Meryem Arıcan