“Hatay, Antakya, Doğu Roma’nın Orta Doğu’ya uzanan ticaret yollarının merkezi…Yahudi mistiklerinin el yazmalarını çevirdiği, Süryani, Kıpti, Keldani ve Ermeni keşişlerinin fısıltıyla okudukları tılsımlı mezmurları duvarlarına kazıdığı, ab-ı hayatı arayan veya nefesi ile dağıtan gezgin abdallara ve sufilere ait hikayelerin türbelerle anlatıldığı kent…Beden ve zihin arasında köprü kuran bu görüntüler Meryem’in özgürlük alanını oluşturmaya başlar. Önceleri Romalı asillerin armaları gibi tuhaf sembollerle ortaya çıkan imgeler, Meryem’in okuma yazmayı öğrenmesinin ardından tıpkı harflerin birleşerek kelimeleri ve cümleleri oluşturması gibi ona ait gizli bir alfabeye dönüşür. Bu semboller Antakya’daki kadim Süryani ve Ermeni kiliselerinin duvarlarında yer alan yazılar gibi, dışarıdakinin hiçbir şeye benzetemediği, içeridekinin ise gönül aynasını parlatan tılsımlı şekilleri çağrıştırır.
Yıllar sonra Meryem, bu fotoğrafı ve kendi alfabesi ile yazdığı şifreli yazıyı bir işinde birleştirerek çocukluk dönemine ait ikonasını oluşturur. “
Sinan Niyazioğlu