Reyhanlı, Yenişehir Gölü arası, bir saatlik yürüyüş mesafesi. İki tarafı zakkumlarla çevrili bir yol. Zakkumlar, o denli güzel, canlı, renkli. Gün doğumunda, yaprakların üzerinde yuvarlanan çiğler buharlaşmadan, göz kapaklarında uykunun sırtı, erken. İnce, uzun boylu zarif bir adam ve sırtında bir çocuk. Yürüyüşün hafif tempolu kımıltısı, masal… Masalsı bir kasabaydı doğup, büyüdüğüm Reyhanlı. Gözün kabiliyetince görebildiği bir enginlik, evlerin arası reyhan tarlası, mis, ferah.
Reyhanlı’nın içinden geçen su arklarında kadınlar, başlarının üzerinde içi su dolu kat kat büyük kaplar. Onları hayranlıkla izlerdim. Bir elleri bellerinde, diğeri en alttaki kabı destekleyerek, düşürmeden, dökmeden öyle edalı yürürlerdi ki…
Zayıf bünyeli, yemek yemeyen bir çocuktum. Kaşık, bana hala iğrenç balık yağını hatırlatır. Bahardan yaza geçerken, nefesim açılsın diye, gün doğarken, kahya Hüseyin’in sırtında, Yenişehir Gölü’ne gönderiliyordum. Hüseyin’i çok iyi hatırlıyorum. O’nun zarafeti siluetinden mi gelirdi yoksa davranışlarından mı? Hareketlerinde zaman, ensiz, boysuz, sonsuzdu sanki, acelesiz. Konuşması da öyle, ağır, ahenkli. Onun sırtında, uykulu gözlerle, gölün en kenarına giderdik. Beni nazikçe yere indirir kendisi oturmazdı. Bir ağaca yaslanır, yüzünde hep yumuşak, şükreden bir memnuniyetle hafifçe başını yukarıya çevirip, sigarasını yakardı. Anında unuturdum Hüseyin’i. Yüzükoyun yatıp, gölün, sabah ışıklarıyla şavkıyarak aynalaşan yüzeyine dalar giderdim.
Gölü çevreleyen ulu okaliptüslerin, hafif esintiyle ete kemiğe bürünen yansımalarının açtığı kapıdan girer, Eski Şehir’de gezinirdim. Gölün adı Yenişehir olduğu için, altında eski bir şehir olduğuna emindim. Yıllar sonra gölü tekrar ziyaret ettiğimde, her yer gibi, orası da çok değişmişti. SU dizeleri o ziyaret sonrasında geldi.
“Bir hikayenin de yenik düştüğünü
zaman anlatır. Anlattığı suyadır. Su
anlamanın hayaliyle kendine kapanır.
Kapanan an’dır. Akan kalan ne
Ne kaldığıysadır.”
Sanatçının olmazsa olmazı, zihinde canlandırmaktır. Kelimeler, görüntüler, olgular kendilerini o sanatçıya özelleşen, benzersiz bir yapılandırmayla başlatır, sihirli, kendinden geçirtici, yaratıcı süreci. Sanatçı bu süreçte hiç olmayacak kadar ayık ve aydınlıktır. Zihinde canlandırma, bir ışık çakmasıdır. O başına buyruk ışık çakması, düzenli çalışan bir sanatçıya hediyelerle gelir. Çalışma disiplinine hürmetim bundandır.
Zihin ne zaman hayal etmeye başlar? Benim için iki başlangıçtan biri, Ayna Göl olarak bir dönemime isim olan Yenişehir gölünün aynasıdır.
Meryem Arıcan